
Kar taneleri birbirinin aynısı değildir. Her biri gökyüzünden yeryüzüne kendi yolunu, kendi dansını yaparak iner. Rüzgârla savrulur, kendi hikâyesini yazar. Ama yere değdikleri anda artık tek tek var olmazlar; birleşirler, kar olurlar, beyaz olurlar. Hakkâri’de düşen kar tanesiyle Edirne’de düşen kar tanesi birbirinin kopyası değildir; ama toprağa dokunduklarında aynı örtünün, aynı manzaranın, aynı ülkenin parçasıdırlar.
Kar Olmak ve Ortak Çatı
Türkiye de böyle kuruldu. Farklı köklerden, farklı dillerden, farklı acılardan, farklı hikâyelerden gelen insanlar bir araya gelerek bir millet inşa etti. Kimlikler yok sayılmadı, silinmedi; ama bu topraklarda ortak bir çatı, ortak bir kader, ortak bir devlet kuruldu.
Kürt meselesi de tam bu noktada anlaşılmalıdır. Çözüm ne yalnızca devletin atacağı adımlara bırakılabilir, ne de tek bir kesimin taleplerine indirgenebilir. Çünkü kar tanelerinden biri o bütünden kopmaya çalıştığında, ortaya çıkan şey özgürlük değil; o muazzam ahengin bozulması ve çatının zayıflamasıdır. Özgürlük ayrışmak değil, o bütünün içinde güçlü kalabilmektir. Özgürlük ayrışmak değil, birlikte var olabilme iradesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, kendi sesiyle, kendi rengiyle bu ülkenin parçası olabilmesidir. Ama bu ortak zemin reddedildiğinde, parçalandığında geriye çözüm değil; daha derin bir kopuş kalır.
“Kirlenen Kar Eridiğinde Geriye Çamur Kalır”
Ulus-devlet tek tip insan yaratmak demek değildir. Ulus-devlet; farklılıkların aynı hukukun, aynı bayrağın, aynı vatan toprağının üstünde ve altında buluşabilmesidir. Kar taneleri özgürdür, evet; ama kar olmak zorundadır. Aksi hâlde ne bereket olur, ne örtü, ne bahar. Hep birlikte beyaz olmayı reddedersek geriye kirlenmiş bir ülke kalır. Ve o kir, ne yalnızca devlete, ne yalnızca bir kimliğe bulaşır; hepimize bulaşır. Kirlenen kar eridiğinde geriye sadece soğuk bir çamur bırakır. Çözüm kopmakta değil, tutunmaktır. Çözüm farklılıkları inkâr etmeden, ama ortaklığı da dağıtmadan ilerlemektir. Bu memleket ancak birlikte beyaz kalabildiği sürece memlekettir.
Sahadaki Durum: “Kırmızıya Boyanmış Mor Siyaset”
Şimdi gelelim işin acı kısmına. Sahada durumlar bize ne gösteriyor ona bakalım. Bazı Kürt siyasetçiler, kendi siyasi partilerinin olmadığı il ve ilçelerde CHP’nin içine sızarak, kırmızıya boyanmış mor bir siyaset yürütüyor. Kendi öz ideolojilerini, Kürtçü ajandalarını açıkça savunamayacak kadar korkaklar.
CHP’yi bir kalkan, bir meşruiyet aracı olarak kullanma heveslerini görüyoruz. Sivil toplum kuruluşlarında, esnaf odalarında, yerel yönetimlerde, kamuoyunda itibar devşirmeye çalışıyorlar. “Halkların kardeşliği” maskesi takarak sosyal demokratları kandırıyor, “demokrasi” ve “eşitlik” söylemleriyle kendilerine meşru bir zemin yaratmaya uğraşıyorlar. Ama biz bu oyunu görüyoruz. Çünkü Kürtçü faşist zihniyeti çok iyi tanıyorum.
Karasu ve Ulusalcıların Rahatsızlığı
CHP’nin ulusalcı, milliyetçi, şahin kanadı bu sızmadan derinden rahatsız. Sosyal demokrat kanadın bir kısmı ise hâlâ “kardeşlik” masalına kanıyor. Bugün Sakarya Karasu’da, Pervin Buldan’ın saçlarını örmesini savunan zihniyetin toplumsal alanda sözünün geçmesi mümkün değildir. Karasu gibi devletine ve milletine son derece bağlı, vatansever bir toplumda bu söylemler karşılık bulmaz. Ama aynı zihniyet CHP’yi kullanarak, o topraklarda kendine alan açmaya, meşruiyet devşirmeye çalışıyor. Bu ulusalcılara karşı açık bir meydan okumadır.
Şunu net söyleyelim:
Burası sizin meydan okuma yeriniz değildir.
Saçlarınızı örmek istiyorsanız yanlış adrestesiniz. Bu memleketin ortak beyazlığını kirletmek için yanlış yerdesiniz. Ve bu kir, eninde sonunda size de bulaşacak. Mesele birlikte beyaz kalabilmektir. Başka yolu yoktur.
Bahtiyar Yaşar
Başyazar
⏳ YAZI DİZİSİ DEVAM EDECEK…
Bahtiyar Yaşar’ın kaleminden, sahadaki siyasi gelişmeleri, yerel dinamikleri ve perde arkasındaki stratejileri irdeleyen bu çarpıcı analiz serisinin ikinci bölümü çok yakında Karasu Gündem’de olacak. Beklemede kalın.




