Kuruoğlu Yazdı: Fındık İsrail’de Olsa Taneyle Satılırdı!

Türkiye’nin ve özellikle Karadeniz Bölgesi’nin en stratejik tarım ürünü olan fındık, her hasat döneminde fiyat tartışmalarıyla gündeme gelse de, meselenin özü çoğu zaman gözden kaçırılıyor. Siyasetçi ve yazar Hakan Kuruoğlu, kaleme aldığı son köşe yazısında fındık meselesine sadece bir “fiyat” sorunu olarak değil, bir “vizyon ve bağımsızlık” sorunu olarak yaklaştı.
Dünya üretiminin yüzde 70’ini elinde tutan Türkiye’nin, fiyat belirleme gücünü neden kaybettiğini ve katma değerli üretimin önemini merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın tarihi sözleriyle hatırlatan Kuruoğlu’nun, mevcut politikalara eleştirel bir ayna tuttuğu o yazısını okurlarımızla paylaşıyoruz.
İşte Hakan Kuruoğlu’nun “Fındık Bizimdir, Gelecek Bizimdir” vurgusuyla kaleme aldığı o satırlar:
🖊️ Kuruoğlu: “Vizyon Eksikliğine Tutulmuş Bir Ayna”
“Türkiye, dünya fındık üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini karşılayan bir ülke. Ancak ne acıdır ki bu üstünlük, üreticinin refahına, ülkenin ekonomik gücüne ve fiyat belirleme yetkisine dönüşememektedir. Çünkü biz fındığı hâlâ sadece kırıyor, ham madde olarak ihraç ediyoruz. Oysa yapılması gereken açıktır: Fındığı atomlarına ayırana kadar işlemek.
Kabuğundan savunma sanayiine filtre üreten, yağından ilaç geliştiren, içinden dünya markası çikolatalar çıkaran bir Türkiye mümkündür. Böyle bir Türkiye’de fındığın fiyatını Londra ya da Hamburg borsaları değil; bu topraklarda dökülen alın teri, üretilen bilgi ve yaratılan katma değer belirler.
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yıllar önce söylediği gibi: “Fındık İsrail’de üretiliyor olsaydı, eczanelerde taneyle satılırdı.”
Bu söz, bir abartı değil; vizyon eksikliğine tutulmuş bir aynadır. Bugün geldiğimiz noktada fındık hâlâ stratejik bir ürün olarak değil, ihracat rakamlarını makyajlayan sıradan bir tarım ürünü gibi ele alınmaktadır.
Mevcut hükümetin fındık politikası, sahadaki reel gerçeklerden uzaktır. Açıklanan taban fiyatlar, artan girdi maliyetleri karşısında üreticiyi koruyamamaktadır. Gübre, mazot, işçilik ve bakım maliyetleri katlanırken; üretici ya zararına satışa zorlanmakta ya da bahçesini terk etme noktasına sürüklenmektedir. Fiskobirlik’in etkisizleştirilmesi, TMO’nun geç ve yetersiz müdahaleleri, çok uluslu alıcı firmaların piyasa üzerindeki fiili hâkimiyetini daha da güçlendirmiştir.
Sonuç açıktır: Üreten kazanamıyor, aracılar ve yabancı sanayi kazanıyor. Türkiye fındıkta dünya lideri ama fiyat belirleyici değildir. İşte asıl çelişki buradadır.
Biz bu düzeni kabul etmiyoruz. Çünkü mesele sadece fındık meselesi değil; emek, bağımsızlık ve gelecek meselesidir. Fındık bizimdir. Emek bizimdir. Güç bizimdir. Gelecek bizimdir.
Artık fındığı ham madde olarak satan değil; teknolojisini, markasını ve fiyatını belirleyen bir Türkiye’yi konuşmak zorundayız. Aksi halde her hasat sezonu, üretici için yeni bir hayal kırıklığı olmaya devam edecektir.”
⚖️ Karasu Gündem Editör Yorumu: “Katma Değer Bir Tercih Değil, Zorunluluktur”
Hakan Kuruoğlu’nun kaleme aldığı bu satırlar, aslında yıllardır Karasu’dan Ordu’ya, Giresun’dan Trabzon’a kadar tüm üreticilerin ortak serzenişini dile getiriyor. Yazıda öne çıkan en kritik tespit, şüphesiz ki “ham madde ihracatçılığı” tuzağıdır.
Karasu Gündem olarak konuya tarafsız bir pencereden baktığımızda, şu gerçekler yadsınamaz bir şekilde önümüzde durmaktadır:
Maliyet Kıskacı: Hangi siyasi görüşten olursa olsun, fındık üreticisinin en büyük sorunu artan girdi maliyetleridir. Gübre ve mazot fiyatları küresel çapta artarken, taban fiyatların bu artışı karşılayıp karşılamadığı matematiksel bir gerçektir, siyasi bir yorum değil.
Ar-Ge ve Sanayi: Kuruoğlu’nun “savunma sanayiinden ilaç sektörüne” kadar fındığın kullanım alanlarına dair vizyonu, Türkiye’nin tarım 4.0 hedefleriyle örtüşmesi gereken bir noktadır. Fındığı sadece “çerez” veya “çikolata hammaddesi” olarak görmek, milyar dolarlık bir potansiyeli elinin tersiyle itmek demektir.
Fiyat Otoritesi: Dünya üretiminin %70’ine sahip olup fiyatı belirleyememek, ekonomi literatüründe açıklanması zor bir anomalidir. Bu durum, sadece bugünün değil, on yıllardır süregelen tarım politikalarındaki yapısal sorunların bir sonucudur.
Fındık meselesi partiler üstü, milli bir meseledir. Üreticinin bahçeye küsmediği, fındığın “çuvalda” değil “markalı kutuda” ihraç edildiği bir sistem, hem bölge halkının hem de Türkiye ekonomisinin tek çıkış yoludur.




