Bahtiyar Yaşar Yazdı: Karasu’dan Kazandınız, Ne Verdiniz?

Karasu Gündem Başyazarı Bahtiyar Yaşar, kaleme aldığı son köşe yazısında ilçenin sosyo-ekonomik yapısına dair cesur ve düşündürücü bir analiz yaptı. Karasu’nun büyüme sancılarını, sadece inşaat ve nüfus artışı üzerinden değil; “şehir ahlakı” ve “sosyal sorumluluk” perspektifinden ele alan Yaşar, bu topraklardan kazanç sağlayan iş dünyasına ve sermaye sahiplerine kritik sorular yöneltti.
Gelişmiş dünya ülkelerinden örnekler vererek, bir şehirden kazanmanın o şehre karşı sorumluluk doğurduğunu belirten Bahtiyar Yaşar’ın; gençlik, eğitim ve şehir kültürü üzerine manifestal nitelik taşıyan “Karasu’dan Kazandınız, Karasu’ya Ne Verdiniz?” başlıklı yazısını siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.
İşte o yazı:
Karasu’dan Kazandınız, Karasu’ya Ne Verdiniz?
Bir yerden para kazanmak mümkündür. Ama her yerden para kazanmak meşru değildir. Bir toprak parayı üretir, büyütür, çoğaltır; karşılığında ise yalnızca kâr değil, sadakat ve sorumluluk bekler. Karasu’dan kazananlar için mesele tam olarak budur.
Bu topraklar; toprağını verdi, sahilini açtı, emeğini sundu. Sessiz kaldı, sabretti, çoğu zaman itiraz etmedi. Karşılığında yalnızca betonun yükselmesini değil, şehrin büyümesini umdu.
Bugün ise ortada inkâr edilemeyecek bir dengesizlik vardır. Sermaye büyürken şehir yerinde saymaktadır. Kazanç artarken kamusal hayat daralmaktadır. Bu tablo, “başarı” diye sunulsa da gerçekte eksik ve sorunlu bir büyümedir.
Dünyada bu mesele çoktan çözülmüş bir tartışmadır. Gelişmiş ülkelerde sermaye, kendisini büyüten toprağa sırtını dönemez. Almanya’da şirketler, büyüdükleri şehirlerde meslek liselerini, spor kulüplerini, kültür merkezlerini ayakta tutar. İtalya’da yerel sermaye, kentin mimarisini ve kültürel dokusunu korumak zorundadır. Amerika’da servet, kütüphanelere ve eğitim kurumlarına dönüşür. İskandinav ülkelerinde zenginlik, sessizce kamunun yükünü hafifletir.
Bu örneklerin ortak bir ilkesi vardır: Sermaye önce kendini eğitir, sonra şehri besler. Çünkü entelektüel bir kazanımı olmayan sermaye, şehre katkı sunamaz. Okumayan, düşünmeyen, dünyayı takip etmeyen bir zihin; kütüphane yapamaz, gençlik merkezi kuramaz, spor kültürü inşa edemez. Sadece bina yapar. O bina da şehri büyütmez; yıpratır.
Bugün Karasu’da gördüğümüz manzara tam olarak budur. Bir yanda artan servet ve görünür zenginlik, diğer yanda yönünü kaybeden, geleceği bulanıklaşan bir gençlik. Bu iki tablo yan yana duruyorsa, sorun gençlerde değildir. Sorun, toprağından kazandığını toprağına geri vermeyen anlayıştadır.
Gençler işsiz, umutsuz ve sahipsizse; bu bir bireysel tercih meselesi değil, şehir ahlakı meselesidir. Çünkü şehirler gençlerini kaderine terk ederek büyüyemez.
Kimse bu topraklardan kazananlardan tören, plaket, afiş beklemiyor. Beklenen şey çok daha temel ve çok daha ağırdır: Sorumluluk. Eğitime yatırım. Gençlere alan açmak. Sporu ve kültürü güçlendirmek. Doğayı korumak. Kamusal yaşamı sahiplenmek.
Bunlar lütuf değildir. Bunlar bağış hiç değildir. Bunlar, bu topraklardan kazanmanın doğal bedelidir.
Şunu artık açıkça söylemek gerekiyor: Bu topraklar kimsenin kasası değildir. Alınacak, tüketilecek, geride hiçbir iz bırakmadan terk edilecek bir yer değildir. Bu topraklardan kazananlar için görev nettir: Önce bakışlarını büyütmek, sonra bu şehri büyütmek.
Çünkü şehirler; sadece kazananlarla değil, kazandığının hesabını bu toprağa verebilenlerle ayakta kalır.
Bahtiyar Yaşar’ın Karasu’nun geleceğine dair çizdiği bu çerçeve ve yaptığı çağrı, ilçedeki sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası tarafından nasıl yankı bulacak merak konusu. Siz de yazarımızın bu konudaki düşüncelerine katılıyor musunuz? Görüş ve önerilerinizi yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.




