Özgün Esen Çakır: Yok Saymak Güç Gösterisi Değildir

Siyaset ve sivil toplum kuruluşlarında sıkça karşılaşılan “iletişimsizlik” ve “karar alma süreçlerine dahil edilmeme” sorununa parmak basan Özgün Esen Çakır, kaleme aldığı son yazısında yönetim mekanizmalarına ciddi uyarılarda bulundu. Çakır, sessiz kalmanın veya muhatap almamanın bir güç gösterisi değil, kurumsal bir çözülme başlangıcı olduğunu vurguladı.
İşte Özgün Esen Çakır’ın “Sessizlikle Yönetilmez” başlıklı o yazısı:
Çakır: “Sessizlikle Yönetilmez”
“Bir toplantı düşünün. Herkes orada. Konuşmalar yapılıyor, kararlar alınıyor. Söz almak isteyen biri var ama gündem hızla geçiliyor, başlıklar kapanıyor, kararlar çoktan verilmiş oluyor. Kimse açıkça dışlamıyor; ama süreç, birilerini sessizce dışarıda bırakıyor.
Bu bir iletişim eksikliği değil, bilinçli bir tercihtir. Yok saymak, muhatap almamaktır. Muhatap almamak ise tartışmadan, eleştiriden ve hesap vermekten kaçmanın en konforlu yoludur.
Siyaset, yalnızca karar vermek değil; karar alma sürecini birlikte yürütmektir. Sürecin taşıyıcıları dışlandığında, yapı ayakta kalıyor gibi görünse bile içeriden çözülmeye başlar. Demokrasinin yerini sessizlik aldığında, örgütlü güç değil, bireysel iktidar konuşur.
Yok sayılanlar zamanla sürecin parçası olmaktan çıkar. Önce sözünü esirger, sonra emeğini, en sonunda da bağlılığını. Bu bir kopuş değil; kaçınılmaz bir sonuçtur.
Yok saymak güç gösterisi değildir; günü geldiğinde sizi yok sayacak bir sürecin habercisidir.”
Karasu Gündem Analiz: Kurumsal Aidiyet ve “Görünmezlik” Tehlikesi
Özgün Esen Çakır’ın kaleme aldığı satırlar, sadece siyasi partiler için değil, derneklerden şirket yönetimlerine kadar her türlü organizasyon şeması için sosyolojik bir tespit niteliği taşıyor. Metin, yönetim biliminde “Örgütsel Sessizlik” (Organizational Silence) olarak tanımlanan kavrama yerel ve gerçekçi bir perspektiften yaklaşıyor.
Stratejik Sessizlik ve Güven Erozyonu Yazıda geçen “Bu bir iletişim eksikliği değil, bilinçli bir tercihtir” ifadesi, yönetim kademelerinin eleştiriyi bastırmak veya konfor alanını korumak adına uyguladığı “pasif dışlama” stratejisine işaret ediyor. Bir yapının içinde olup da fikirleri sorulmayan bireyler, kendilerini “etkisiz eleman” olarak hissetmeye başladığında, kurumun en büyük sermayesi olan “ortak akıl” devre dışı kalır.
Aidiyet Duygusunun Kırılma Noktası Çakır’ın “Önce sözünü esirger, sonra emeğini, en sonunda da bağlılığını” tespiti, bir organizasyonun çöküş evrelerini özetler nitelikte.
Fikri Kopuş: Birey artık öneri sunmaz, “nasılsa dinlenmiyor” der.
Eylemsel Kopuş: Gönüllülük ve fedakarlık biter, sadece “görev” yapılır.
Duygusal Kopuş: Aidiyet biter, kişi bedenen orada olsa da ruhen yapıyı terk eder.
Sürdürülebilir Liderlik Analizin en can alıcı noktası ise “demokrasinin yerini sessizliğin alması” durumudur. Tartışmanın, istişarenin ve farklı seslerin olmadığı yerde, kısa vadede “hızlı karar alma” avantajı varmış gibi görünse de, uzun vadede tabanı olmayan, kırılgan bir “bireysel iktidar” ortaya çıkar.
Sonuç olarak; yönetim sanatı, sadece karar vermek değil, o kararı paydaşlarla birlikte olgunlaştırmaktır. Yok sayılan her fikir, aslında o yapının temelinden çekilen bir tuğladır.




